Kaside-i Garîb Nefer
(Bir Kaside denemesi)
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış
(Nesîb)
Zaman ki kar bağladı dağ ü sahrayı serapa,
Sükût indi semadan, titredi taş ile hak.
Nefes buz kesti ovada, ay karanlıkta donuk,
Gece bir kefen giydi, sustu rüzgar, sustu bak.
Ne gül kaldı baharda, ne de bülbül figan eyler,
Cihan bir han misali, gelen yolcu, giden hak.
Bu menzil kimlere yurt, kimlere son durağıdır,
Yazılmışsa alın yazı, kaçılmaz hükm-i mutlak.
(Girizgah)
Bu halin içinde bir garîb nefer geçer ki,
Ne şöhret ister, ne ad; payı sabırdır ancak.
Bir asker hikayesi düşer şimdi bu taşa,
Kulak ver ey zaman, ey yol, ey suskun toprak.
(Methiye)
Maraş ilinden çıkmış bir yiğit idi Satılmış,
Şeyhoğlu derler idi, özü temiz, niyeti pak.
Emir gelince susmuş, “Hak buyruğudur” deyip,
Canı kefen bilmiştir devlet yolunda bayrak.
Ne rütbe aramıştır, ne de adını sormuş,
Neferliktir şerefi, diz çökmemiştir korkak.
Yol uzun, yük ağırdır, lakin eğilmez başı,
Zira askerliktir ona secde gibi mutlak.
(Mersiye)
On yıl evvel ayrılmış yar yüzlü ocağından,
Bir sevda bırakmıştı sandıkta, kilitli, sak.
Yemen ilinde yanmış ömrünün bahar çağı,
Güneşle kavrulmuştu teni, kemik ve ilik pak.
Ne kış bilmiş o diyarda, ne kar tanımış gözü,
Sırtında yazdan libas, posttan yoksun, yalın hak.
Derken ferman erişti payitaht buyruğundan:
“Yol Sarıkamış’tır” dedi kader-i muhakkak.
Birden dağlar değişti, gök kefen giydi beyaz,
Ayaz indi iliklere, sustu dudakta dudak.
Yemen’de pişmiş beden bu soğuğa yabancı,
Her adımda can inceldi, nefes oldu bıçak.
Muharebe gördü gözler, barut karla birleşti,
Lakin kurşun değil onu, seçti illet-i helak.
Verem çöktü göğsüne sinsi bir gece gibi,
Her öksürükte eksildi ömür denen emanet hak.
“Bir yol bulsam köyüme,” dedi hal-i zar ile,
“Ulukışla’dan geçsem, varsam ana dizine bak.”
Bu muradla düştü yola, canı yük, adımı yavaş,
Geceyle sırlaştı taş, rüzgarla dertleşti yaprak.
Bir han çıktı yolunda, taş duvar, isli tavan,
Nice nefer sığınmıştı, kaderi yarım, buruk, sak.
Satılmış çöktü köşeye, sırtı soğuk duvara,
Maraş’ı andı, yarini, bağını, dumanı, ocak.
Sabah olmadı bu cana, ezan değmedi kulağa,
Soğukla verem birleşti, can yürüdü Hakk’a ak.
Ne Sarıkamış’a vardı, ne köyüne erişti,
Bir han oldu son menzil, yol üstünde düştü hak.
(Dua)
Ey okuyan, bir Fatiha gönder bu garîb kula,
Zîra yol üstünde ölen de diridir Hak katında muhakkak.
Bu taş şehadet eder adsız kalan neferlere,
Onlarla durur bu toprak, onlarla olur bayrak.
(Tarih)
Tarih dedi lisan-ı hal ile bu sözün sonunda:
“Gurbet elde, yol üstünde şehîd oldu Satılmış kul.”