Sana Benzemek 2
Bir şeyle başladı bu,
ama şey denemez ona, çünkü her şeyden kaçan bir hali vardı;
bir sabahın içinden çekilip alınmış,
geride yalnızca yeri kalmış bir ses gibi,
duyulmadığı halde bütün gün kulakta duran.
Ben onu sevdim mi, bilmiyorum,
belki yalnızca içimdeki boşluk
ilk kez yanlış bir adrese rastladı.
Bazı insanlar vardır,
görünmez bir çizgi taşırlar üzerlerinde,
ellerini nereye koysan o çizgiye çarparsın,
dokunmakla uzaklaşmak arasında kalırsın.
Sen öyleydin.
Yakın durduğunda bile aramızda
başkasına ait bir mesafe kalıyordu,
kimsenin sahiplenmediği,
ama herkesin sezdiği bir mesafe.
Zaman dediğin şey,
bize doğru akmıyor aslında,
içimizden eksilterek geçiyor.
Sen geçerken benden,
geriye ne kaldıysa
ona adını vermedim.
Ad koymak, bir şeyi çağırmak demekti,
ben seni çağırmak istemedim,
sadece yerini korudum.
Bir insanın yüzü vardır mesela,
ama yüzü asıl yapan,
bakmadığı yerlerdir.
Senin bakmadığın yerlerde
uzun süre kaldım.
Orada ışık yoktu,
ama karanlık da yoktu,
daha çok,
ışığın vazgeçtiği bir hal.
Beni en çok oradan etkiledin,
hiçbir şeye heves etmeden duran yanından.
İnsan bazen tutunmak istemez,
ama düşmek de istemez.
İşte sen,
o arada durmanın
hiç kimseye öğretilemeyen biçimiydin.
Bir gün sen yokken de
her şey aynıydı,
işte o zaman anladım;
varlığınla yokluğun
aynı ağırlıktaydı bende.
Bu ağır bir şey değil,
hafif de değil,
daha çok,
taşınırken unutulan bir eşya gibi.
İnsan bazı şeyleri
bilerek yanlış hatırlar.
Seninle ilgili olan her şeyi de
öyle sakladım.
Doğru yerlerine koymadım anıları,
biraz eğri dursunlar istedim,
baktıkça rahatsız etsinler,
ama can yakmasınlar.
Bir şehir düşün,
hiç yaşanmamış ama eskimiş.
Sokak lambaları var,
ama yanmak için değil,
sönmüş olmayı göstermek için.
İşte sen,
bende böyle bir yerdesin.
Gidilmemiş,
ama terk edilmiş gibi.
Bazen konuşurken susuyordun,
susarken de bir şey anlatıyordun.
İnsan en çok böyle zamanlarda bağlanıyor,
çünkü anlamak zorunda kalıyor.
Ben seni anlamadım,
ama çözmeye çalıştım.
Çözülmeyen şeyler
daha uzun kalıyor içimizde.
Bir omuz meselesi vardı sende,
yükten değil,
yer darlığından daralan.
Sanki dünya biraz genişlese
sen rahatlayacaktın,
ama dünya genişlemedi,
sen de alıştın.
Ben seni alışkanlık halindeyken sevdim,
en savunmasız halin buydu belki.
Beni sevdin mi,
bunu hiç düşünmedim.
Çünkü sevilmek
çoğu zaman bir sonuçtur,
ben süreçlerle ilgileniyorum.
Seninle olan şey,
bir yere varmayan
ama yürürken insanı değiştiren
uzun bir yol gibiydi.
Bir gün,
hiçbir şey olmadı aramızda.
İşte bu,
olan her şeydi zaten.
İnsan bazen
yaşanmamış olanla
yaşanmış olandan
daha uzun süre uğraşıyor.
Şimdi geriye bakınca,
seni bir mutluluk gibi hatırlamıyorum.
Mutluluk fazla parlak,
fazla açıklayıcı.
Sen daha çok,
gece yarısı uyanıp
suyun yerini unutan bir hal gibisin.
İhtiyaç var ama yön yok.
Eğer bir gün,
hiç tanımadığın bir duygunun
sana tanıdık geldiğini hissedersen,
bil ki bir yerlerde
birinin içinde
seninle ilgili bir boşluk
hala yerli yerinde duruyordur.
Bu da bir sevişme biçimidir belki,
dokunmadan,
söylemeden,
adını hiç koymadan.
Uzun sürer.
Geçmez.
Ama azalır.