Züleyha 2
Bu kez rüzgar,
yerini bilmeden dolaşıyor odada;
perdeler bile senden habersiz
bir tarafa savrulmaya cesaret edemiyor.
Gökyüzü aceleci,
bulutlar kararsız,
sanki bir şey olacak
ama kimse adını koymayacak.
Bakışlarının geçtiği yerlerde
toprak çatlıyor;
yağmur yağmıyor henüz
ama herkes ıslanacağını biliyor.
Sessizlik burada
huzur değil,
bekleyiştir;
bir anda devrilecekmiş gibi duran
yüksek bir rafın altından geçmek gibi.
Ne öfke bu
ne sükûnet;
daha çok
dalgasını seçen bir deniz.
Yaklaşanı yutmuyor
ama yüzmeyi bilmeyeni uyarıyor.
Sözler artık hafif değil,
ağırlıkları var;
ağza alınmadan önce
iki kez düşünülüyor.
Bir varlık düşün
düzeni bozmadan
fırtına çıkaran;
kırmadan eğen,
bağırmadan susturan.
Geçtiğin yerde
hiçbir şey aynı kalmıyor
ama kimse
dağılmış sayılmıyor.
Bazı insanlar
kasırga değildir;
onlar gelince
kasırgalar yolunu değiştirir.
Şimdi sorular
kapıyı çalmıyor,
eşiğe bırakılıyor.
Kim bıraktı bilinmiyor
ama herkes ayakkabısını
daha dikkatli çıkarıyor.
Bir ses,
ne istiyor söylemiyor;
yalnızca
yerinde durmayan bir teraziyi
hatırlatıyor.
Eksik olan ne,
fazla gelen kim
bunlar açıkça sorulmuyor,
fakat odadaki hava
hesap tutmayı öğrenmiş.
Cevap vermek mümkün,
ama doğru yerden değil;
çünkü bazı sorular
sözcükle değil
durduğun yerle cevaplanır.
Geriye dönüp bakınca
kimsenin suçlu olduğu söylenemez,
ama masada
herkesin payına düşen
bir suskunluk var.
Bu bir sorgu değil,
itiraf da beklenmiyor;
sadece
şu an burada olmanın
bedeli ölçülüyor.
Ve fark ediliyor ki
en ağır sorular
yüksek sesle sorulmaz;
insanın içine bırakılır,
orada büyür.