Şiir

Neden 1

· 3 dakika okuma
Kararan gökte kızıl güneş

Çünkü her şey bir nedenle başlar,
ama hiçbir şey nedenle bitmez;
o yüzden çatıyı buradan kuruyorum,
düşmeden önce eğilen bir cümlenin hizasından,
kırılacağını bilen ama yine de sesini yükselten bir suskunluktan.

Bir yer vardı, adını söylemeyeceğim,
orada durduk biz, durmak sandığımız şeyin aslında ağır bir sürüklenme olduğunu bilmeden,
bir eşiğin tam ortasında, ne içeriye ait ne dışarıdan kurtulmuş,
ayrıntıları sayarsam dağılacak bir yüz ifadesiyle,
zamanın cebinde buruşmuş bir kağıt gibi bekleyerek.

İçimde bana ait olmayan bir hafiflik dolaşıyordu,
ödünç alınmış bir kahkaha gibi,
bir başkasının yanlışlıkla masada bırakıp gittiği sevinç,
dokunsam suç işleyeceğim kadar yabancı,
dokunmasam içimde çürüyecek kadar ısrarcı.

Bir şey kesiliyordu, evet,
ama bıçak yoktu, el yoktu, niyet bile yoktu,
kendiliğinden yarılan bir anın tam ortasından geçtik,
ikiye bölünen bir suskunluğun
iki tarafında da suçsuz kalamayarak.

Görünene seslendim sonra,
ama adı görünüş değildi,
daha çok gözün alışkanlığına benzeyen bir şeydi,
beni hep yanlış yerimden tanıyan,
ayaklarımdan değil, içimde dolaşan kırılgan çizgilerden.

Derinlik aşağıda değildi,
bunu uzun zaman sonra anladım,
aşağı bakarak değil,
içeri doğru eğilerek düşüyorduk,
ve her düşüş, bir harcama biçimiydi aslında.

Uçurum kelimesini kullanmadım hiç,
çünkü kelimeler bazen fazla doğru,
ben ise daha eksik bir şey anlatmak istiyordum:
bitmeyen bir genişlik,
içinde yankı bile tutmayan bir açıklık.

Yaşlandım mı bilmiyorum,
ama bir şey eskidi içimde,
sahibi ben olmayan bir şey,
bana rağmen omuzlarıma yerleşmiş,
zamanla değil, mekanla aşınmış bir yük gibi.

Bir önceki halimi tükettim geçerken,
arkama bakmadım,
çünkü bakmak,
yanan bir izi söndürmeye çalışmak gibiydi,
ve ben külle uğraşacak kadar masum değildim artık.

Ağırdı olan biten,
ama ağırlık kelimesi yetmiyor,
daha çok yavaş bir yanma,
acele etmeyen,
kendini seyreden bir tükenişti bu.

Parlak olan her şey sallanıyordu,
ama ışık saçmak için değil,
dengeyi unutmamak için,
zamanın nabzını tutan ince parçalar gibi,
kırılmadan önce uzun uzun düşünen.

Kalbime gelince,
ona bir isim vermedim,
çünkü adlandırınca sakinleşiyor bazı şeyler,
oysa benim içimdeki,
hafifçe sendeleyen bir bilinçti sadece.

Sersemlik demedim ona,
ama yürürken dünyayı azıcık eğik görüyordum,
kelimeler tam yerlerine oturmuyordu,
ve her cümle,
biraz sonra düşecekmiş gibi duruyordu havada.

Bu yüzden yazıyorum,
bu yüzden çatıyı buradan kuruyorum,
çünkü anlatmak dediğimiz şey,
bir şeyi kurtarmak değil,
onu usulca başka bir yere taşımaktır.

Ve ben,
bana ait olmayan duygularla,
benim olmayan bir yaşlanmayı sırtlanarak,
hiçbir imgeyi geri çağırmadan,
sadece nedenini bırakarak gidiyorum buradan.

Bu yazı Semender kitabında yer alıyor.
Paylaş: X Facebook WhatsApp

Yorumlar (0)

İlk yorumu sen yaz.

Benzer yazılar

Şiir

Muhalif

Seni sevmek bir meydandan geçmek gibi, her adımda kimlik sorulan, her bakışta üstü aranan bir cesaret. Kalbimi cebimde taşıyorum, çünkü burada duygula...

· 2 dk · Kitap: Semender
Şiir

Bazı Şeyler

Kim öğretti sana durmadan yoklamayı, kapı eşiğinde bekleyip hayatı hesap sorar gibi çağırmayı? Bir zamanlar yan yana yürüdüğümüz gölgelerin hangi duva...

· 2 dk · Kitap: Semender
Şiir

O Gün 2

Masada kalan şeyler var bu şiirde, bırakılmış bir çatalın titreyişi gibi, elmanın soyulmuşluğu kadar savunmasız. Konuşmanın eşiğinde duran cümleler, k...

· 1 dk · Kitap: Semender